Not Defteri

M.O. TARAFINDAN HAZIRLANAN ?MİMARLIK HAKKINDA KANUN TASLAĞI? HAKKINDA

Mart 2006 ve Haziran 2007


Sayın Genel Başkan Oktay Ekinci?nin M.O. Haber Bültenin Aralık 2005?te elime geçen sayısında işaretlerini verdiği ?Mimarlık Hakkında Kanun? hazırlık çalışmaları beni ciddi bir şekilde ürküttü.


Bu duyum üzerine M.O. İzmir Şubesinden hazırlıklar hakkında sürekli bilgi istedim.

Tamamlanınca veririz yanıtını aldım. Nihayet ısrarlı talebim üzerine 10.03.2006 tarihli ve 04-04-107 sayılı yazı ekinde ?Mimarlık Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı?nı gönderdi.


Taslağın hazırlanması süreçlerini ilgi yazı metninden öğrenebildim. M.O. demokratik bir kimlik kazanmış geleneklerine tamamen aykırı, kapalı kapılar ardında, Türkiye mimarlarına duyurmadan ve onları dışlayan bir strateji içerisinde hazırlanmış olduğu görülmektedir.

Ülkemizde mimarlıkla ilgili bir düzenleme mimarların bilgisi ve ilgisi dışında nasıl yapılabilir?


Bu ?Yönetme ve karar verme erki benim elimdedir. İstediğimi yaparım? dünya görüşünün bir ifadesi değil mi?

Mimarların görüşlerinden kaçınılarak, kapalı devreler içinde hazırlanan bu ?taslak? ülkemizde mimarlığın hak ettiği yasal düzenlemeleri içermekte midir? Hayır.


M.O. Merkez Yönetim Kurulu tarafından atanmış bir ?Hazırlık Komisyonu?, onun hazırladığı taslak üzerinde tartışan MO Şube Başkanları ya da Şubelerin atadığı bu konuya ilgi gösteren meslektaşlarımız, onların kararlarının derlenerek MO Danışma Kuruluna götürülmesi, diğer konular arasında meslek düzenimizi pek yakında yakından ilgilendiren bu konuya da kısa bir zaman ayıran Danışma Kurulunun yapılan çalışmaları onaylaması, onaylanan taslağın Parlamento, Cumhurbaşkanlığı gibi kurumlara sunulması, ardından koyu mavi kapaklı matbaada olarak bastırılması ve dağıtılması ve üyelere dağıtılması.....

Taslak hazırlama sürecinin antidemokratikliği bir yana, mimarlığı ve doğal sonucu olarak ülkemizdeki tüm mimarları yakından ilgilendirdiğini düşündüğümüz bu ?çalışmayı? incelediğimizde şunları tespit ediyoruz.

M.O. tarafından hazırlanmış olan ?Mimarlık Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı?nın kurgusal mantığı:

    1. 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) kanunu göre Mimarlar Odası (MO) kurulmuştur. Bu çatı ve ona bağlı olarak kurulan MO yapısı değiştirilmeden korunmalıdır.

    2. Mevcut meslek düzeni aynen korunmalıdır.

    3. AB?ne uyum yasaları çerçevesinde unvanların verilmesi ve korunması bir meslek kurumu tarafından sağlanması öngörüldüğünden, bunu MO yapmalıdır. Meslek Kurumu MO olmalıdır.

    4. Eğitim Kurumlarının unvan vermesi kaldırıldığından, mesleği meslek kurumuna kabul edilmiş ve mimarlar listesine kayıtlı olanların uygulayabilecekleri esas olduğundan, mevcut yapı korunarak ?Mesleğe Kabul Kurulu? oluşturulmalıdır.

    5. Eğitimini tamamlamış mimar adayı boşta kalmamalıdır. Onlara, MO kaydolmaları koşuluyla ?Stajyer mimar? unvanı (dünyanın hiçbir yerinde olmayan yeni icat edilmiş bir unvan) verirsek boşta kalmazlar. Hem de Odaya bağlanırlar.

    6. Meslek Kurumuna kabul edilen ve kaydolanlara ?Mesleki Sorumluluk Yetki Belgesi? verilecektir. Bu belge mimarın meslek kurumuna kayıtlı olduğunu ifade edecektir.

NOT: Sorumluluk ve Yetkinin diyalektik ilişkisi dikkate alınmadan her iki sözcüğün bir arada kullanılması kavram kargaşasıdır. İleride geri dönülemez, düzeltilemez bir kargaşa yaratacaktır.

    1. Yasa kısa olmalıdır. Bu niyetle, yasaya bağlı olacak özlük hakları ile bir mesleğin korunması ve geliştirilmesi için gerekli olan tüm düzenlemeler Yönetmeliklere bırakılmalıdır. Üstelik bir Yönetmeliğin değiştirilmesi Yasanın değiştirilmesinden daha kolay olduğundan MO bu temel düzenlemelerde erki elinde tutmalı ve gerektiğinde yönetmelik değişikliğine giderek meslek düzeninle istediği şekilde oynayabilmelidir.

    2. Ama bir yasada bulunması gereksiz olan fakat MO?nın icat ettiği ?Sürekli Mesleki Gelişim Merkezi?, ?İşyeri açılış izni ve denetimi?, ?Ücret?, ?Kurumlarla İşbirliği? konuları mutlaka yasa maddesi yapılmalı ki bunlardan vazgeçmek zor olsun, hatta mümkün olmasın.

    3. MO?na kaydolan mimarlar mesleki yaşamları boyunca mesleki yönden denetlensin.

    4. Ülkemizde MO?ndan başkaca bir yapı oluşmasının önüne geçilmelidir. SMD?leri engellenmelidir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu?nun öngördüğü ?Meslek Birlikleri? MO?na alternatif meslek kuruluşları olmaları tehlikesi vardır. Bunun önüne geçilmelidir. Başka yasa da öngörülmüş olsa da o yasada da değişiklik yaparak (Madde: 15/2) bunun önünü keselim. Meslek Biriliği işlevlerini de MO yerine getirmelidir

Mimarlık meslek düzeninin yasal dayanaklarını oluşturmayı başarmış tüm ülkelerde mimarlıkla ilgili yasaların temel mantığı ise şöyle:

      1. Mimarlık kültürün bir ifadesidir.

      2. Bundan dolayı toplumun kültürel birikimlerini yansıtır ve toplumun ilerlemesi için gereklidir.

      3. Toplumsal düzen içinde oluşturulmuş tüm anayasal kurum ve kuruluşlar bu mesleği korumak, geliştirmek ve yüceltmekle yükümlüdür.

      4. Toplumun bu meslekten beklentilerine cevap vermek ve mimarlığı temsil etmek üzere bir meslek kuruluşu kurulur.

      5. Bu meslek kuruluşun temel görevi mimarlık mesleğinin deforme edilmesini önlemek ve ehil kimseler tarafından yapılmasını sağlamaktır. Bunu garantiye almak üzere tüm yetkilere sahiptir. Mesleği deforme edebilecek olanlar başta onu yapanlardır.

      6. Mimarlık mesleğini meslek kurumuna kabul edilmiş ve ?Mimarlar Listesi? ne kaydolmuş mimarlar uygulayabilirler. Kayıtlı mimarlar mesleğin etik kurallarına uymak ve mesleki çalışmalarını bu etik içinde yürütmek durumundadırlar.

      7. Yukarıdaki maddelerde yazılı olanların hepsi bir meslek yasası kapsamında ifade edilir.

Taslak incelendiğinde genel olarak şu hususlar ortaya çıkıyor:

  1. M.O. tarafından hazırlanan bu yasa tasarısı, mevcut meslek düzeninin aynen korunmasını ve sürdürülmesini, M.O.?nın mimarların çalışmaları üzerinde uygulaya geldiği ?mesleki denetimi? daha da ağırlaştırmasını öngörmektedir. Başka bir şekilde ifade edersek bu taslak ?Mimarlık Hakkında Kanun? değil, ?Mimarlık Mesleğini Denetleme Yasası? şeklinde adlandırılmalıdır.

M.O.?nın halen uygulamakta olduğu mesleki denetimin yasal güvenceleri bulunmamaktadır. Ancak Belediyelerle yapılan protokoller sayesinde uygulanabilmektedir. Bu taslak ile uygulanan mesleki denetimin yasal güvenceye alınması amaçlanmaktadır.

  1. Mesleği temsil eden bağımsız ve özerk bir yapı öngörülmemektedir. Tersine, ?6235 sayılı

TMMOB Kanunu?nun oluşturduğu TMMOB?nin çatısı, örgütsel yapısı korunmak koşuluyla, her meslek disiplininin (abç) kendi ihtiyacı olan kanunların çıkarılması...? şeklinde bir gerekçe ile ve sırf bu yapıyı değiştirmemek için mesleği uygulama esaslarına aykırı davranışlarda bulunan mimarların TMMOB tarafından cezalandırılması bile (Madde 13) taslakta yer almaktadır. Ayrıca mimarlık mesleğinin temsil edilmesi TMMOB icazeti altına bir yapıya teslim edilmektedir.

  1. Mimarlık mesleğinin 2 ayrı yasaya, hem 6235 sayılı TMMOB Kanunu?na, hem de yasalaşırsa bu kanuna bağlı olarak uygulanması öngörülmektedir. İki ayrı yasayla tanımlanmış bir meslek nasıl olabilir? Bir yandan 6235 sayılı TMMOB Kanunu?na göre kurulmuş M.O., diğer yandan Mimarlık Kanuna göre davranan M.O. ve mimarlar? Öngörülen bu çelişkili yapı mimarları daha da karmaşık ve içinden çıkılması olanaksız bir meslek düzenine sürükleyecek, bugün yaşadığımız mesleki sıkıntılara daha da artacaktır. Ayrıca, bu hukuk kurallarına da aykırıdır.

  1. Yasa Taslağı AB?nin öngördüğü kriterlerden uzaktır. AB tarafından öngörülen meslek düzenine uyumunun sağlanması istenecektir.

Bilindiği gibi AB, Tıp ve Mimarlığın da dahil olduğu 7 mesleğin ?insana yakın, öncelikli? dolayısıyla ?topluma yararlı meslekler? olarak kabullenmektedir. Bu husus yasalarında uyumu sağlaması için T.C. Hükümetine bildirilmiştir. (Belki de bu yasa taslağının bugün MYK tarafından gündeme sokulması bu nedenlerinden biri de budur). Dikkat edilirse, insana yakın ve öncelikli Tıp ve Mimarlık gibi mesleklerin kamu adına bağımsız yapılar tarafından temsil edilmesi öngörülmektedir.

  1. Mimarlığı temsil eden, onu yücelten ve deforme edilmesini önleyen kurumsal bir yapı tanımlanmamaktadır. Bu bilinçli eksiklik TBMM?nden de geri dönmesinin nedeni olacaktır.

Ayrıca, TMMOB?ne bağlı M.O.?nın mimarlık mesleğini bağımsızca temsil edemediğini görüyoruz. (Örneğin Madde 12: ?Mesleki Davranış Kurallarına? uyulmaması durumunda 6235 TMMOB Kanunu hükümlerine göre cezalandırılması)

  1. Bir mutabakat metni olduğu anlaşılmaktadır. Mesleğin yasası meslek mensuplarının farklı görüşlerinin arasında uzlaşma sağlamak esasına dayandırılamaz. Mesleğin temel ve evrensel kurallarına dayanmak zorundadır. Bir mesleğin düzene bağlanmasında ?demokrasi bir uzlaşmalar rejimidir? anlayışıyla hareket edemeyiz. Bir meslek hakkında yapılacak yeni düzenlemeler, onun tarihsel süreç içinde gelişmiş evrensel kurallarına uygun olarak ve bu evrensel kuralları ileriye götürmek üzere yapılmalıdır. Dolayısıyla, mesleğin evrensel kuralları, belirli bir coğrafyada yaşayan, mesleğini uygulayan ve farklı görüşlere sahip mimarlar arasında ?uzlaşma sağlanması? mantığından ari olmalıdır.

  1. 1992-1995 yılları arasında uzun ve yaygın tartışmalar sonucu hazırlanmış Mimarlık Meslek Yasası tasarısının yürürlüğe sokulmasının önünü kesmek için hazırlandığı görülmektedir. Oysa, Mimarlık Meslek Yasası Tasarısı mesleğin evrensel kurallarını ön planda tutarak hazırlanmıştır.

  1. Bilindiği gibi YÖK Üniversitelerin diplomalara unvan yazılmasını önlemiş ve eğitimlerini tamamlayanlara mezuniyet belgesi verilmesini yaşama geçirmiştir. Böylece, mesleki unvanların mesleği temsil eden kurum tarafından verilmesi ve korunması esası benimsenmiş olmaktadır. Ancak, Mimarlık Hakkında Kanun Taslağı mesleğe kabul edilenlerin mesleki unvanları kullanabilecekleri gibi temel ve evrensel bir kuralı dikkate almadan ve ?Stajyer mimar? gibi bir unvan yaratarak, okulundan mezun olan herkesi Mimarlar Odasına bağlamayı amaçlamaktadır.

Oysa böyle bir geçici unvanın verilmesi gerekmez. Meslek Odasına kabul (Mimarlar Listesi?ne kayıt) mesleğin uygulanması için kazanılan ve uygulanmasındaki aykırı davranışlar ortaya çıkması durumunda geri alınabilen bir hak olarak anlaşılmalıdır.

Stajyer Mimar?ın da mesleki deneyim elde etmesi süresi 1 yıl olarak öngörülmektedir. Meslek odasına kabul edilmek için mesleki yeterliliğinin kanıtlanmış olması aranmalıdır. Bu da süreye bağlı olamaz.

  1. Sürekli Mesleki Gelişim Merkezi: Mimarın mesleki çalışmalarında hizmet sunduğu gerçek ve tüzel kişileri ve toplumu riske sokmayacak şekilde davranması, meslek ahlakı ile doğrudan ilişkili temel ilkedir. Bunu sağlayabilmek için mimarın sürekli gelişmekte olan teknolojiler ve yeni malzemeler ile sürekli değişmekte olan meslekle ilgili mevzuat hakkında bilgilerini sürekli yenilemesi bu ilkeye bağlı bir kuraldır.

Meslek kurumu kayıtlı mimarların bu kurala uyumalarını kolaylaştırıcı düzenlemeleri yapar. Bu da meslek kurumunun asli görevlerindendir.

Bu bakımdan, ?Sürekli Mesleki Gelişim Merkezi?nin yasa kapsamında tanımlanarak zorunlu uyulması gereken bir kural durumuna sokulması yasa taslağında yer alması gereksiz, ayrıca mimarlara güvensizliğin bir ifadesidir.

  1. Kamu Görevlerinde Mimarlık: Yasa kapsamında yer alması gereksiz bir madde. Mimarlık mesleğini ?Mimarlar Listesi?ne kayıtlı mimarların uygulayabileceği belirtildikten sonra kamu görevi yapan mimar da, serbest olarak çalışan mimar da aynı etik kurallara uygun davranmak durumundadır. Üstelik böyle bir maddenin yasada yer alması, kamu görevlisi mimarlara bir ayrıcalık getirmektedir. Bu olumsuz bir ayrıcalıktır. Kamu kesiminde çalışanların yolsuzluk yaptıkları, bunun önünün kesilmesi gerektiği dolaylı şekilde vurgulanmış olmaktadır.

Yukarıda da vurgulandığı şekilde, yasanın temel giriş maddelerinde ?Toplumsal düzen içinde oluşturulmuş tüm anayasal kurum ve kuruluşlar bu mesleği korumak, geliştirmek ve yüceltmekle yükümlüdür? ibaresinin yer alması bu maddeyi gereksiz kılmaktadır.

  1. İşyeri açılış izni ve denetimi: Yasa kapsamında yer alması gereksiz bir madde. Mimar mesleğini bağımsız olarak uygular. Mimarlık ürünlerini ne şekilde meydana getireceğine kendisi karar verir. Bir işyeri sahibi olması zorunluluk haline getirilemez.

Maddede hem açılış izninin verilmesi hem de işyerinin denetlenmesi MO?na bırakılmaktadır. İşyeri olarak kabul edilebilirlik kriterleri neler olacaktır? En az 300 mesleki başvuru kitabı, düzgün bir arşiv, en az 3 adet masa, 3 adet bilgisayar, lisanslı CAD programı, bir toplantı odası, bir sekreter, bir muhasebeci, en az 2 adet yardımcı mimar, düzgün tutulan iş dosyaları, düzgün yapılan yazışmalar, işyerinin bodrum katta olmaması, çatı katında da olmaması, en az 100 m2 olması, perdelerinin mavi renkte olması vb gibi konabilecek kriterlere uyulmaması durumuna mimarın çalışması kısıtlanacak mıdır?

Meslek kurumu mimarın daha nitelikli ürünler verebilmesi için hangi ortamlarda çalışmasının bu hedefe ulaşması konusunda yardımcı olabilmelidir. Bu da bir yasa konusu olamaz.

  1. Mesleki davranış kuralları: Bu madde meslek yasasının özünü oluşturur. Mesleki Davranış ve Ahlak Kuralları yasanın içinde ya da ayrılmaz ekinde yer almak durumundadır. Çünkü bu mesleği uygulayanları doğrudan bağlayan kurallardır. Kurallara aykırı davrananlar cezalandırılacaktır. Kişilerin özlük haklarını da yakından ilgilendiren Mesleki Davranış ve Ahlak Kuralları yasa çıktıktan sonra hazırlanacak bir Yönetmelikle belirlemek büyük bir eksiklik ve hukuka aykırı olacaktır.

Ayrıca, mesleki davranış ve ahlak kurallarına aykırı davrananlara verilecek cezaların TMMOB tarafından cezalandırılması düşünülemez. İnşaat Mühendisinin mimarı yargılamasının çok büyük bir yanlış olacağı kadar, gemi mühendisinin de mimarı yargılaması abestir.

  1. Ücret: Kanun Taslağının madde gerekçesinde de belirtildiği şekilde mesleki hizmetleri karşılığında mimara ödenecek ücretlerin meslek kuruluşunca belirlenmesi oldukça tartışmalı bir uygulamadır. Kaldı ki, MO?nın bugüne kadar uyguladığı asgari ücret tarifesi, hedeflendiği şekilde meslektaşlar arasında haksız rekabeti ortadan kaldırmadığı gibi, mesleki hizmetlerin kalitesini de arttırmamıştır.

MO, belirlediği en az ücret tarifesine uyulmasını katı bir şekilde denetlemek yerine sunulan mimarlık hizmetlerinin niteliğini arttırmak üzere araştırmalar yapması, mimarları kaliteli ürün vermeye teşvik etmek için çalışmalar yapması hizmetlerin kalitesini arttıracağı gibi haksız rekabeti de büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Bu nedenle, ?Ücret Tarifesi?nin meslek kurumu tarafından mimarlara yol gösterici şekilde ve içerikte hazırlanması ve mimarların yararlanmasına meslek kurumu tarafından sunulması esası benimsenmeli, mimarların yapacağı anlaşmalara parasal denetim mekanizmaları yaratılmamalı, hele ücret bir yasa maddesi haline kesinlikle getirilmemelidir. Ayrıca, ?ücretlerin tarifeye bağlanması ve denetlenmesi? şeklinde bir anlayış Mussoli?nin denediği ama pek de yaşama geçiremediği bir uygulama deneyimi olduğunun bilincinde olmalıyız. Nitelikli mimarlık ürünlerinin parasal karşılığı toplum tarafından belirleniyor zaten.

  1. Kanun Taslağında yer alan karmaşık ve anlamsız ifadeler bulunmaktadır:

?müellif olarak tasarlamaya? , ?mesleki sorumluluk yetkisi? , ? aday mimar?, ?MSYB bulunan mimarlara yardımcı olarak hizmet üretirler? vb gibi.

  1. Terminoloji karmaşası ?Sicil? : ?Ben sicile kayıtlı mimarım? mı diyeceğiz?

Mesleki Sorumluluk Yetki Belgesi ne anlama geliyor? Ayrıca bu belgenin ne şekilde, hangi koşullarda hangi kriterlere göre verileceği açık ve net olarak belirlenmemiştir.

Mimarlar dünyanın en eski ve insanlığı en yakından ilgilendiren meslek sahibi olarak, bir toplumda tehlikeli insanları sınıflayan bir istihbarat kurumu olan MİT ya da POLİS?in kullandığı bir terminolojiyi mi benimseyeceğiz?

Sonuç olarak ve özetle;

Bu taslak yasalaştığı takdirde Anayasa Mahkemesinden geri dönmesi kuvvetle muhtemeldir.

En azından özlük haklarımı yok ettiğinden iptali için Anayasa Mahkemesine bir mimar olarak ben şahsen başvurmaya çalışacağım.

Saygılarımla,

Salih Z. PEKİN

Mimar e.s.a. Paris




MİMARLIĞA İHTİYAÇ DUYMAK MİMARA İHTİYAÇ DUYMAK!

Anadolu insanının müziği, dansı, tiyatrosu, orta oyunu, şiiri, romanı, vazosu, çömleği, çinisi, heykeli, sarayı, kümbeti, tapınağı, bazilikası, camisi, çeşmesi, giysisi, yazısı, süslemesi, yemeği, sazı, sözü ne denli rafine bir kültür düzeyine ulaştığının göstergeleri. Binlerce yıllık bir süreçte doğan Anadolu kültür sentezi dünyanın hiçbir yöresinde Anadolu?daki denli uzun soluklu bir süreç yaşamadı. M.Ö. 2500 yıllarında Alaca Höyükte bulunan Boğa heykelciği ya da ince belli Hitit vazosunun form nicelliğine 2000 yıl boyunca hiçbir yerde ulaşılamadı. Anadolu medeniyetleri tarih boyunca yarattığı mimarlık eserleri ile günümüzde tanınıyor. Selçukluları anlamak için günümüze kalan mimarlık yapıtlarını, camilerini, medreselerini, kümbetlerini inceliyoruz.

Hitit, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet evrelerinde Anadolu toprakları üzerinde yaşayan insanlar mimarlığı her zaman kültürlerinin bir ifadesi olarak benimsediler.

Anadolu?da olduğu gibi, dünyanın birçok yerinde, pek çok ülkesinde mimarlığı bir sanat ürünü olarak ve kültürel gelişmesinin vazgeçilmez parçası olarak kabullenmiş toplumlar, gelişmişlik düzeylerini diğer birçok kültür ürünü yanı sıra ve de en başta mimarlık eserleri ile yansıtıyorlar.

Bunun için mimarlığa ihtiyaç duyuyorlar.

Eski çağlarda olduğu gibi çağımızda da, kültürel gelişmesini sürdürmek isteyen toplumlar mimarlığı ?toplum yararına?, ?topluma faydalı? bir meslek olarak kabul ediyorlar. Bu nedenle, yarattıkları müzik, edebiyat, tiyatro, resim ve heykel, sinema eserlerini olduğu kadar mimari eserlerini de, kentlerini de büyük bir özenle koruyorlar. Korumakla kalmayıp bunların gelişmeleri, yaygınlaşmaları, toplumun tüm fertleri tarafından kolayca kullanılabilmeleri için, toplumun bunlara olan duyarlılığını arttırmak üzere ve gelecek nesillere bir miras olarak bırakmak için hem bu eserlerin korunmasını sağlamak, hem de toplumu oluşturan bireylerin duyarlılığını ve bu alandaki bilgisini arttırmak için önemli boyutlara ulaşan maddi fedakarlıklarda bulunuyorlar, eğitim ve geliştirme programları uyguluyorlar, diğer pek çok önlemler alıyorlar, pek çok fonlar ayırıyorlar, bir çok yasal düzenleme yapıyorlar.

En önemlisi de tümü yaratıcılığa dayanan bu kültür alanlarının sürdürülebilirliğini güvenceye almak için bireysel ve toplumsal yaratıcılığı canlı tutmak, teşvik etmek üzere ulusal ve uluslar arası programlar düzenliyorlar, katılıyorlar, katılımı teşvik ediyorlar. Mimarlık eserlerini özenle ve kullanılabilir şekilde korumak üzere aldıkları önlemler yanı sıra, günümüzde gerçekleştirilen çağdaş mimarlık eserlerinin ulaştıkları kültür düzeyini bugüne ve yarınlara yansıtmasını sağlamak üzere çok önemli destekleme ve özendirme programları uyguluyorlar. Bunlardan en önemlisi olarak, mimarlığı ve gelişmesini güvence altına alıyorlar.

Bu güvencelerin başında, yasal düzenlemeler geliyor. Diğer kültür ürünlerinden farklı olarak, (öyle ya bir senfoninin ya da kuartetin, ressamın tuvalinin, şairin şiirinin, bir tiyatro gösterisinin, bir filmin vb insanın zihinsel sağlığı (!) (konumuzdan çok ayrılmamak için bu konuya dokunmadan geçiyorum) dışında insanın fiziksel sağlığına nasıl bir tehlike oluşturabilir ki?) insanların içinde ve çeperinde yaşadıkları, kullandıkları bir kültür ürünü olan mimarlık eserlerinin ve giderek her yapının bir mimarlık eseri olabileceğini hedefleyerek, tüm yapıların, insanın güven içinde, sağlıklı ve tehlikelerden arınmış şekilde mekanlardan oluşmasını ve toplumsal mutluluğu ve huzuru arttırıcı biçimde meydana getirilmeleri için bir çok kurallar koyuyorlar, standartlar oluşturuyorlar, sigortalara bağlıyorlar ve bunları yasalarla tanımlıyorlar.

Bu amaçla hazırlanmış ve uygulanan yasal düzenlemelerin başında da, Mimarlığı (mimarı değil) toplum nezdinde temsil eden, mimarlığın korunmasını ve gelişmesini kamu adına denetleyen ve sağlayan ya da güvence altına alan kurum(lar) oluşturmak geliyor. Bu düzenlemeyi, mimarlık mesleğini uygulayanların, yani mimarların, yeterince ve iyi bir şekilde eğitilmelerini güvence altına alma yönündeki önlemler takip ediyor. Mimarlık mesleğini uygulayacak olanların iyi bir şekilde eğitilmeleri için, bu meslekle ilgili bilgileri ve becerileri edinmelerini sağlayacak araçları (mimarlık okullarını) yaratıyorlar. Sadece, bilgi ve beceri elde etmenin yeterli olamayacağını düşünerek, mimarların uygulamaya geçmeden de asgari deneyim kazanmaları için olanakları oluşturuyorlar. İnsanın yaşamını güvenli ve sağlıklı bir ortamda geçirebilmesini sağlamak üzere mimarlık eğitiminin özel bir eğitim olması gerektiğine inanıyorlar. Tıpkı Tıp ya da Hukuk eğitiminin özel olduğu gibi. Mimarlık eğitiminin tamamlanmasında, bu mesleği uygulamak isteyenlere ?yeterli bilgi, beceri ve deneyim elde etmiştir? şeklinde bir belge veriyorlar. Ama bu belgeyi edinenlere ?Sen artık mimarsın, mimarlık yap? demiyorlar. ?Git, bu mesleğin düzgünce uygulanmasının güvencesini topluma vermek üzere oluşturduğum meslek kurumunda kayıt ol, ancak mesleği uygulama yetkisine o zaman sahip olabilirsin? diyorlar. Mimarlık eğitiminin tamamlayıcısı olarak, bilgi, beceri ve deneyim edinmenin ötesinde ?mesleki ahlak ve davranış kuralları? konusunda da eğitme ortamları oluşturuyorlar.

Mimarlık mesleğini temsil etmek üzere oluşturulan meslek kurumlarının ise, diğerleri yanı sıra iki temel görevi bulunuyor. 1) Mimarlığın deforme edilmesin önüne geçmek (Mesleki ahlak ve davranış kurallarına uyulmasını sağlamak); 2) Mimarlığın toplum yararına gelişmesinin yollarının açmak;

Mimarlık mesleğinin toplum yararına uygulanmasını ve gelişmesini güvencesini topluma veren ve bu mesleği temsil eden meslek kurumu, Mesleğin deforme edilmesini önlemek üzere mimarlık yapmak yetkisini almak üzere kendisine başvuranlara, eğitimleri sürecindeki başarılarını ve kazandıkları deneyimleri de dikkate alarak, bazen bunlarla da yetinmeyerek ciddi bir sınav uyguluyor ve bu sınavda başarılı olanları meslek kurumuna kaydederek mesleği uygulamasına izin veriyor. Meslek kurumu, bununla da yetinmeyip, topluma verdiği güvenceleri tam olarak yerine getirebilmek için ve mimarlığın toplum yararına gelişmesini sağlamak üzere mimarların mesleki yaşamları boyunca bilgi, beceri ve olanaklarını geliştirmek için her türlü olanağı yaratıyor, mimarları başarılı ve özgün eserler yaratmak üzere teşvik ediyor, cesaretlendiriyor, destekliyor. Bu toplumlar gerçekleştirilen mimarlık eserleri ile övünç duyuyorlar. Bu eserleri gerçekleştiren mimarları ile de övünüyorlar. Mimarlarına sahip çıkıyorlar.

Mimarlığa gereksinim duyan toplumlarda mimarlığa ilgi yoğun. Kültürlerinin gelişmesinin çok önemli bir parçası sağdıkları mimarlık eserlerini ve bu eserleri meydana getiren mimarları inceliyorlar, öğreniyorlar, yorumluyorlar, eleştiriyorlar.

Anadolu?da da yerleşik toplum evresine ulaşan toplumlar, binlerce yıldır gerçekleştirdikleri mimarlık eserlerine her zaman sahip çıktılar, bu eserlerle ve bu eserleri meydana getiren mimarları, mimar başları ile övünç duydular, onları yücelttiler, hakkında övgünameler düzdüler.

Ama bugün toplumumuzun mimarlığa gereksinim duyduğunu söylemek zor.

Devlet, 1920 yılında ?Nafıa Vekaleti?ni kurdu. Aynı şekilde, Kültür Bakanlığını da kurdu. 1934 yılında da bu bakanlığı ülkenin bayındırlık, imar ve iskan işleri ile ilgili olarak görevlendirdi. İlk kavrayış hatası o aşamada ortaya çıktı. Mimarlık eyleminin bir kültür ürünü olduğunu ve topluma yararlı bir meslek olduğunu göz ardı ederek mimarları ülkenin ?bayındırlığında? rol üstlenmeleri için Kültür Bakanlığı yerine Bayındırlık ve İskan Bakanlığı?na bağlı bir meslek olarak düzenledi. Hatta mimarı mühendisle aynı küfeye koyarak bu hatayı pekiştirildi. 1938 yılında yürürlüğe giren 3458 sayılı ?Mimarlık ve Mühendislik hakkında Kanun?la alaylı ile mektepliyi ayrıştırmayı amaçladı ama yeniden mimarlığın kamu yararını ve toplumun mimarlığa olan ihtiyacını göz önünde tutmadı. 1954 yılında 6235 sayılı ?Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği? yasasını yürürlüğe koydu ve kuruluş amacı maddesinde ?Bütün mühendis ve mimarları ihtisas kollarına ayırmak ve her kol için bir oda kurulmasına karar vermek;? şeklinde bir tanımlama ile mimarlığın tarihsel ve evrensel içeriğini boşalttı. Mimarlık mesleğinin bir ?ihtisas dalı? olarak kavranmasının yollarını açtı.

Toplumumuz 1930?lu yıllardan itibaren mimarlığı unutma, daha doğrusu devlet tarafından unutturulma sürecine girdi. O dönemden buyana halkımız mimarla mühendisi karıştırır oldu. Mimara ?mühendis bey? diye hitap etmeye başladı. Mimarı ?inşaat ruhsatı almak için şart koşulan projelerden bir kısmını çizen? bir ?ihtisas sahibi? olarak görme anlayışı yerleşti. Toplum nezdinde ?Mimarlık? kavramı kayboldu.

Bu sürece, ?T.M.M.O.B? Yasasının da olumsuz katkısı oldu. Toplum mimarlığı temsil eden bir meslek kurumundan yoksun kaldı. TMMOB şemsiyesi altında mimarlıkla iştigal edenleri bir araya getiren ve onları temsil eden Mimarlar Odası ?mimarlığı temsil eden ve mimarlığı koruma altına alan? rolü üstlenemedi.

Bu yıl 50. kuruluş yılını kutladığımız ?Mimarlar Odası?, kuruluşundan bu yana bir türlü ?mimarlığı temsil etme? konumunu kazanamadı. Çünkü kuruluş felsefesinde bu yoktu. M.O.?na mimarları temsil etme görevi biçilmişti.

M.O. hiçbir zaman topluma ?sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir yapılı çevrenin yaratılması? güvencesini veren bir konuma ulaşamadı. Mimarlığı güvence altına almak yerine ?Mimarı temsil etme ve koruma altına almayı tercih eden, daha ziyade sendikal hak taleplerini ön plana çıkararak şekillendi. Sonuçta, toplum bundan yarar görmedi. Tersine zarara uğrayan taraf durumuna düştü.

Bugün toplumumuz mimarlık mesleğini temsil eden bir meslek kurumundan yoksun olduğundan da mimarlığa olan gereksinimini de bir yana bıraktı.

Mimarlığa gereksinimi olmayan bir toplumda mimarlığın gelişmesi olabilir mi?

1995 yılı içinde Mimarlar Odası 34. Dönem Genel Başkanlığından istifa ettim. İstifa dilekçemde şunları yazmıştım:

?Mimarlık mesleğinin yok olma, kaybolma sürecinin yaşandığı ülkemizde, mimarlığın ve mimarın sorunlarının sürekli olarak tartışılması da kaçınılmazdır.

Yaşadığımız bu olumsuzlukların doğal sonucu olarak, ülkemizde çok eski bir geçmişi olan mimarlık ise; bugün, toplumuzun belleğinden silinmiş durumda. Mimarlığın tartışılmadığı, incelenmediği, mimari mirasın korunmadığı kültürsüzlüğe doğru itilmiş, MIMARA ihtiyaç duymayan, mimarlığa duyarsız bir toplum (bir devlet), olmamızın en önemli nedenlerinden bazılarını da kendimizde aramalıyız.

Halkımız, mimarlık mesleğinin olması gereken boyutlarda ve yetkin ellerde, çağdaş standartlarda, yeterli bilgi birikimi, deneyim ve değer yargıları ile uygulanması durumunda, elde edeceği yarar ve çıkarlarından habersiz ve bilinçsiz bırakılmıştır.

Mimarlık Hizmetlerinin tanımdan yoksun oluşu ve MIMARIN varlığının güvencesizliği, toplumu ve mimarları çağdaş mesleki standartlardan, değer yargılarından ve bilgi birikimlerinden de yoksun kılmış, o oranda da toplum nezdinde güçsüz bir duruma sokmuştur. Mimar giderek gözlemci durumunda bırakılmıştır.

Yapılar, mimarlık mesleğini uygulamaya yetki ve yeterlilikleri olmayan ve denetlenmeyen kişi ve kuruluşlarca üretilmekte, proje ve planlama çalışmaları dilenildiği şekilde yürütülmekte, dileyen mimarlık ve kent planlamasına ilişkili istediği şekilde karar üretebilmektedir.

Oluşan çarpık, yozlaşmış, sağlıksız kentlerimiz ve yok olan doğal ve tarihi çevremiz, yok edilen kültür ve doğa varlıklarımız yanında, mesleğimize duyulan gereksinim ve saygı da yok olmuş, Mimarlığa biçilen değer de düşmüştür.

Bunun sonucu olarak, mimarlığa saygısı kalmayan, mimarı, "yapı ruhsatı almak üzere 2 çizgi çizen bir teknik eleman" gibi gören bakış açısı toplumumuzda hakim oluşmuştur.

Ülkemizde yapı ruhsatı almak üzere hazırlanan mimari projelerin yarısı mimar olmayanlar tarafından yapılmaktadır. Mimar olmayanların hazırladığı "mimari projeler" mimarlar tarafından imzalanmaktadır. Yetersiz projelerle (çoğu kez projesiz) uygulama yapılmaktadır. Uygulamalar mesleki sorumluluk üstlenen mimarlar tarafından denetlenememektedir. Meslektaşlar arasında haksız rekabet alabildiğine artmıştır. Kabul edilemez fiyatlarla mimarlık hizmeti sunulmaktadır. Mimarın tasarımına uyulmamaktadır. Mimarın Telif Hakları yok edilmiştir. Mimar ve mimarlık mesleği saygınlığını yitirmiştir.

Mesleğimizi çökerten tüm bu olumsuzlukların tespiti 15-20 yıl öncesi de yapılmıştı. Bunun önüne geçmek için 15-20 yıldır gayret ediyoruz. Bu gayretlerimizi "kendi mevzuatımızda yapılacak iyileştirmelerle", "örgütsel dayanışma" ile aşmaya çalıştık. Ama sonuç alamadığımız görüldü. Neden ? Çünkü, mimarın toplumla olan sözleşmesinin yasal dayanakları yoktu. İşte bu nedenlerle "Mimarlık Meslek Yasası" gündemimize girmişti.

Ancak, bunu göremeyen bazı meslektaşlarımız, bazı Şube yöneticileri sorunlarımıza şekilci bir yaklaşımla gündemden kaldırma gayretleri içindedir. Bu yaklaşım, kendimizi aşmamızı engellemektedir. Bu yaklaşım sahipleri bana göre "meleklerin cinsiyetini tartışmaktadır". Bu ortamda ve koşullarda, mimarın "işyeri koşullarının düzeltilmesi", "kreş ve barınma sorunlarının çözümlenmesi", "sıkı bir şekilde örgütlenmesi" ile mimarın ve mimarlığın "kurtarılacağına" inananların "örgütlü gücü" ilerlememizi durduğu için istifa ettim....?

1995?den buyana ülkemizde mimarlık ?kurtarılmadı?. Tam tersine Yapı Denetim Yasası ile bir yapıyı tasarlayan mimar onun yapımını denetleyemez duruma düşürüldü. Mesleğimiz bir büyük darbe daha yedi.

Dikkat edilirse, mimarlık yapan birçok meslektaşımız M.O. çevresinden uzaklaşmış durumda. Onların ilgi duydukları tek M.O. etkinliği 2 yılda bir düzenlenen ?Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri?. Aralarından birçoğu M.O.?nda önemli görevler üstlenmiş, çeşitli oda etkinliklerine katılmış olsalar da M.O. çevresinden uzaklaşmışlar. M.O. mimarlık yapan mimarlar için çekici bir ortam olmaktan çıkmış, onları temsil etmekten kucaklamaktan uzaklaşmış bir konuma düşmüş.

Gelecek yıl, UIA Kongresi nedeniyle, dünyanın dört bir yanından gelecek 6000?e yakın mimarı ve mimarlık öğrencisini İstanbul?da ağırlayacağız. M.O.?nın önerisi üzerine UIA Kongre Teması?nı ?Mimarlığın Pazar Yeri? olarak kabul etti. Hala mimarlığın pazarlanabileceği düşüncesi hakim demek ki...

Peki ne yapmalı?

Kanımca en büyük ve öncelikli adım, toplumun mimarlığa ilgisini çekmek, mimarlığa ihtiyacı olduğunu ona yeniden hatırlatmak olmalı. Bunun için her türlü araç denenmeli ve kullanılmalıdır. İzmir Şubesi?nin mimarlık haftası nedeniyle İzmir?de toplumun ilgisini mimarlığa çekmek üzere afişlerle yaptığı etkinlik benzeri etkinlikler yurdun her yanına yayılmalı.

Saygılarımla,

Salih Z. PEKİN

25.05.2004




MİMARLAR ODASI MERKEZ YÖNETİM KURULU?NDAN ve GENEL BAŞKANLIĞINDAN İSTİFA ETTİM, ÇÜNKÜ .....

Mimarlar Odası 33. Dönem Genel Kurulu'nda MYK üyesi olarak seçildim. Görev bölümünde Genel Saymanlık sorumluluğunu üstlendim. MYK üyeliğine İzmir Şubesi ve delegasyonu tarafından "Mimarlık Meslek Yasası" nı hazırlamak ve hayata geçirmek misyonu ile önerilmiştim. 33. dönem boyunca, MYK'nın bana verdiği Genel Saymanlık sorumluluğunu yeterince ve ciddi şekilde yerine getirmek üzere çaba sarf etmenin yanı sıra, beni "yeni bir meslek düzenine yönelik çalışmalar yapmak" ve " bu düzenin yasal dayanaklarını oluşturmak" görevi vererek önerenlere ve seçenlere karşı sorumluluklarımı en iyi şekilde yerine getirmek üzere çalıştım.


Bu çalışmalar 2 yıllık bu dönem süresinde tamamlanamadığından, 34. dönemde yeniden MYK'na önerildim ve seçildim. MYK da beni Genel Başkanlığa layık gördü. Bundan onur duydum. Bu görevimi de sorumlulukla, coşkuyla ve istekle yapmaktaydım.


Ancak, Ürgüp Genel Kurul'unda, mimarın ve mimarlığın unutulmuş olduğu bir düzenin sürdürülmesine karar verilmiş olduğundan, coşkusu ve umudu kırılmış bir mimar olarak, çok saydığım M.O.'nın Genel Başkanlığı'nı layıkıyla yapamayacağımı, gerektiği gibi yapılmayan bir görevin M.O. gibi bir meslek kurumuna ve üyelerine haksızlık olacağını ve onlara zarar vereceğine inandığımdan, mimarlara ve kendime haksızlık yapmak niyetinde olmadığımdan, her şeyden önemlisi, yaratılmak istenilen polemik ortamında, kendime olan saygımı da yitirmek istemediğimden bu görevimden istifa ettim.


Istifa gerekçemin özeti budur.


Istifa etmemi gerektiren diğer nedenlere gelince:


Mimarlık mesleğinin yok olma, kaybolma sürecinin yaşandığı ülkemizde, mimarlığın ve mimarın sorunlarının sürekli olarak tartışılması da kaçınılmazdır.


Yaşadığımız bu olumsuzlukların doğal sonucu olarak, ülkemizde çok eski bir geçmişi olan mimarlık ise; bugün, toplumuzun belleğinden silinmiş durumda. Mimarlığın tartışılmadığı, incelenmediği, mimari mirasın korunmadığı kültürsüzlüğe doğru itilmiş, MIMAR'a ihtiyaç duymayan, mimarlığa duyarsız bir toplum (bir devlet), olmamızın en önemli nedenlerinden bazılarını da kendimizde aramalıyız.


Halkımız, mimarlık mesleğinin olması gereken boyutlarda ve yetkin ellerde, çağdaş standartlarda, yeterli bilgi birikimi, deneyim ve değer yargıları ile uygulanması durumunda, elde edeceği yarar ve çıkarlarından habersiz ve bilinçsiz bırakılmıştır.


Mimarlık Hizmetlerinin tanımdan yoksun oluşu ve MIMAR'ın varlığının güvencesizliği, toplumu  ve mimarları çağdaş  mesleki  standartlardan, değer yargılarından ve bilgi birikimlerinden de yoksun kılmış, o oranda da toplum nezdinde güçsüz bir duruma sokmuştur.  Mimar giderek gözlemci durumunda bırakılmıştır.


Yapılar, mimarlık mesleğini uygulamaya yetki ve yeterlilikleri olmayan ve denetlenmeyen kişi ve kuruluşlarca üretilmekte, proje ve planlama çalışmaları dilenildiği şekilde yürütülmekte, dileyen mimarlık ve kent planlamasına ilişkili istediği şekilde karar üretebilmektedir.


Oluşan çarpık, yozlaşmış, sağlıksız kentlerimiz ve yok olan doğal ve tarihi çevremiz, yok edilen kültür ve doğa varlıklarımız yanında, mesleğimize duyulan gereksinim ve saygı da yok olmuş, Mimarlığa  biçilen değer de düşmüştür.


Bunun sonucu olarak, mimarlığa saygısı kalmayan, mimarı, "yapı ruhsatı almak üzere 2 çizgi çizen bir teknik eleman" gibi gören bakış açısı toplumumuzda hakim oluşmuştur.


Ülkemizde yapı ruhsatı almak üzere hazırlanan mimari projelerin yarısı mimar olmayanlar tarafından yapılmaktadır. Mimar olmayanların hazırladığı "mimari projeler" mimarlar tarafından imzalanmaktadır. Yetersiz projelerle (çoğu kez projesiz) uygulama yapılmaktadır. Uygulamalar mesleki sorumluluk üstlenen mimarlar tarafından denetlenememektedir. Meslektaşlar arasında haksız rekabet alabildiğine artmıştır. Kabul edilemez fiyatlarla mimarlık hizmeti sunulmaktadır. Mimarın tasarımına uyulmamaktadır.  Mimarın Telif Hakları yok edilmiştir. Mimar ve mimarlık mesleği saygınlığını yitirmiştir.


Mesleğimizi çökerten tüm bu olumsuzlukların tespiti 15-20 yıl öncesi de yapılmıştı. Bunun önüne geçmek için 15-20 yıldır gayret ediyoruz. Bu gayretlerimizi "kendi mevzuatımızda yapılacak iyileştirmelerle", "örgütsel dayanışma" ile aşmaya çalıştık. Ama sonuç alamadığımız görüldü. Neden ? Çünkü, mimarın toplumla olan sözleşmesinin yasal dayanakları yoktu. İşte bu nedenlerle "Mimarlık Meslek Yasası" gündemimize girmişti.


Ancak, bunu göremeyen bazı meslektaşlarımız, bazı Şube yöneticileri sorunlarımıza şekilci bir yaklaşımla gündemden kaldırma gayretleri içindedir. Bu yaklaşım, kendimizi aşmamızı engellemektedir. Bu yaklaşım sahipleri bana göre "meleklerin cinsiyetini tartışmaktadır". Bu ortamda ve koşullarda, mimarın "işyeri koşullarının düzeltilmesi", "kreş ve barınma sorunlarının çözümlenmesi", "sıkı bir şekilde örgütlenmesi" ile mimarın ve mimarlığın "kurtarılacağına" inananların "örgütlü gücü" ilerlememizi durdurduğu için istifa ettim.


Ürgüp Genel Kurulu?nda bu sorunların tartışılması yerine kişilerin ve şubelerin birbirlerini tartışmaları yaşandı. Hala M.O.'nda "iktidar mücadelesi" yapılmalıdır diyen bir anlayışı kabul edemediğimden istifa ettim. 


16-19 Mart 1995 tarihinde ÜRGÜP'te yapılan M.O.Olağanüstü Genel Kurulu gündeminde yer alan "Mimarlık Meslek Yasası" görüşülemedi ve karara bağlanamadı. Son üç dört yıldır gündemimizi işgal eden bu konunun G.K. gündemine alınıp görüşülememesi ilk kez olmamaktadır.


1993 yılında Nevşehir'de yapılan O.Ü.G.K.'da da, M.O.'nın çeşitli organlarında görüşülüp, tartışılıp taslak haline getirilmiş "Mimarlık Meslek Yasası" üzerinde de görüşme yapılamamış İstanbul B.K. Şubesi'nin ısrarları üzerine "Meslek Yasası'nın ilkeleri tartışılmış ve karara bağlanmıştır.


Bu ilke kararlarına uygun olarak hazırlanan "Mimarlık Meslek Yasası Taslağı" 1994 Nisan ayında yapılan 34. Dönem Olağan Genel Kurul'da da zaman olmadığından görüşülemedi. Ama, bu Genel Kurula sunulan yasa taslağı metnine İstanbul B.K. Şubesi karşı çıkmadı, "İlkeleri üzerinde görüşelim" demedi !


Ürgüp Genel Kurulu öncesinde de, Ocak ayı ortalarında Istanbul B.K. Şubesi, ortaya bir çerçeve yasa önerisi sürerek, yasanın ilkeleri üzerinde görüşülmesini önerdi. Bu konuda bir kısır döngü yaratılmak istendi. Kısır döngüler içerisindeki bir meslek kurumunda layikiyle görev yapamayacağıma inandığımdan istifa ettim.


"Yasa birimlerimizde yeterince tartışılmamıştır diyenler"den defalarca görüş ve katkı istendi. Görüş bildirmekten katkıda bulunmaktan kaçındılar, hiç bir öneri geliştirmediler ama, "yeterince tartışılmadı" iddiasında bulundular. Bu tavrı benimseyemediğimden istifa ettim.


Mimarları doğal ve tarihi çevrenin bekçileri olarak görme anlayışı


Bugün ülkemizin kent toprakları, doğal ve tarihi değerleri amansız bir yağmanın, talanın akıl almaz baskısı altında olduğunu şüphesiz görüyoruz, yaşıyoruz. Bu yağma düzenine karşı çıkmak, doğal ve tarihi mirası korumak her vatandaşın görevidir. Bu görev üstlenmede ve karşı koymada, bu talanın araçları ile doğrudan mesleki bağları olan mimarların en ön cephede olmaları kuşkusuz gereklidir. Bu mimarların topluma karşı mesleki ve demokratik sorumluluğu ve ödevidir.


Ancak, mimarların talana karşı direnmeleri gereğinin tek hakim mesleki davranış biçimi olduğunu öne sürerek, mesleğin evrensel uygulanma alanlarını daraltma ve mimarı temel görevlerini yerine getirmek yerine "bekçilik" görevine itmek de mesleğimizin geleceği yönünden son derece tehlikeli ve tutucu bir anlayıştır. Mimarlığın evrensel özünü kavramayan "mesleğin içeriğinin ülkeden ülkeye, dönemden döneme değişebileceğini" öne süren bir anlayışı protesto etmek için istifa ettim.


Yapay dayatmalar, spontane ve geçici ittifaklarla olayı kotarma anlayışı içeriksiz ve içten olmaktan uzaktır.Genel Kurulda her ne pahasına olursa olsun gündemdeki konularda karar aldırmamak üzere her yola başvuranları, bu uğurda ilkelerinden, icraatlarından ve tavırlarından kolayca vazgeçenleri görünce, bunları yaşayınca, bunlarla bir arada yaşamanın zor olduğunu fark ederek istifa ettim.


Aslı olmayan iddialara da dayanan bir kampanya sonucu ele geçirilen yönetim ve sonuçları.


Ankara Şubesi Yöneticileri'nin bazıları, Şube seçimlerini, Mimarlık Meslek Yasası Taslağını hazırlayanları "Memur Mimarları dışlamaktadırlar", "Ücretli mimarları dışlamaktadırlar" "Üniversiteden verilen diplomaya karşıdırlar", "üye ile mesleği birbirinden ayırıyorlar", "TMMOB'den ayrılmak istiyorlar" şeklinde yeni bir meslek düzenine yönelik çalışmalara iftira ile yaklaşmışlardır. Bunların hiçbirinin aslı yoktur. Dayanaksız bu kampanya kendilerini geri dönülmez ve onarılamaz bir duruma sokmuştur. Bu tutumlarını sürdürmek zorunda oldukları için sürdürmektedirler. Bu nedenle de, çareyi "yeni bir meslek düzeninin her şekline karşıyız" yaklaşımında bulmaktadırlar. Durumları zordur. Çünkü ülkemizde mesleğini onurlu ve saygınca uygulamak isteyen mimarlar bunları aşmışlardır. Nitekim, şimdi "körü körüne bir ret cephesi oluşturmak gibi tavrımız yoktur" diyerek kendilerini aşanlardan af dilemektedirler.


M.O.'nı araç olarak değil amaç olarak gören zihniyet mimarlık mesleğine yarar sağlamaz, zarar verir.


M.O.'nın varlık nedeni mimarlık mesleğinin uygulanması ve temsili, amacı ise mesleğin ve toplumun yararıdır. Mimarlar ve mimarlık mesleği ODA için var değildir. Oda bir araçtır. Amaç değildir. Bir meslek kurumu kimliğine kavuşmalıdır. Örgüt olmaktan kurtarılmalıdır. Mesleği ve mimarları örgüt emrine, güdümüne ve hizmetine sokmak isteyen kavrayış biçimi, dünya görüşü mesleğimiz ve mimarlar için çok tehlikelidir.


Nitekim, M.O.'nı bir örgüt olarak kavrayan ve onu bu şekilde kullanmaya çalışanlar, halkımızın mesleğimize olan gereksinimini ona unutturmuşlardır. Bunları gördüğüm için istifa ettim


Mesleğin temel sorunlarının tartışılması istenmemiştir.


Yasa ile getirilmek istenen 2 temel düzenleme bulunmaktadır. Birincisi, mimarın (bu diğer mühendisler için de geçerlidir) mesleğini yasal sorumluluklar altında yapacağı bir düzene ulaşmaktır. Bunun sonucu olarak mimar toplum içinde mesleğini uygularken, bugün hayal bile edemeyeceğimiz yetkileri elde etmiş olacaktır.  İkincisi, M.O. mimarlık mesleğinin uygulanmasına yetki veren bir meslek kurumu durumunda değildir. Bu erk YÖK'tedir. Bu erke, mimarın meslek yaşamını izleme durumunda olmayan bir kurumun elinde olması, mesleğimizi deforme etmiştir. Mesleği uygulama yetkisi meslek kurumu (M.O.)nda olması zorunludur. Bu da, M.O.'nı toplum içinde, bugün hayal edemeyeceğimiz denli güçlü ve yetkili bir kuruma dönüştürecektir. Bu iki temel talebimiz de tartışılmak dahi istenmemiştir. Bu nedenle istifa ettim. 


Mesleğimizi ve sorunlarını toplum önünde tartışmaya açmak cesaretini gösteremiyoruz.


Yasalar toplumsal düzenleme için yapılır. Bir zümrenin yasası olmaz. Mimarlık Meslek Yasası ise biz mimarları olduğu kadar, mimarlardan hizmet bekleyenleri, halkımızı ve devleti de ilgilendiren bir düzenlemedir. Dolayısıyla, yasayla belirlenecek yeni bir mimarlık düzeni konusunda, halkımızın ve onun "parlamentodaki temsilcilerinin" de (her söze bir kulp bulma çabasını gösterenler yanlış anlamasın burada halkın gerçek temsilcilerini kastediyorum) görüşlerinin alınması gerekli ve zorunludur. Bu görüşlerin oluşması ise uzun bir yoldur. Mimarlık düzeninin, onu unutmuş olan  halkımıza anlatılması ve benimsetilmesi büyük çaba gerektirecektir. Toplum nezdinde bu tartışılmasına başlamamız, halkın mimarlığı hatırlaması, ondan beklentilerini dışa vurması için son derece yararlı olacaktır. Bu gereklidir ve zorunludur.  Fakat, "yasa taslağına karşı çıkanlar"ın en önemli özelliği mimarlığın ve mimarın sorunlarını toplum önünde tartışmaya cesaret edememeleridir. Mimarlığın ve mimarın yaşadığı sorunları algılayabilmek için mimarlık yapmak gerekir.


Ürgüp Genel Kurulu'nda, kendimizi artık aşmamız gerekiyordu. Aşamadık.


Beni istifaya götüren nedenlerin bazılarıdır bunlar. Bültende hakkım olmayan kadar yer işgal etmemek için bunlarla yetiniyorum.


Son olarak, yüzlerce meslektaşımdan "istifa etmememi" dileyen mesaj aldım. Onurlandım. Kendilerine teşekkür ederim. Bu çağrılar umut ışıklarıdır. Ancak, Ürgüp Genel Kurulu mimarlar ve mimarlık açısından yitirilmiş bir Genel Kuruldur. Bu yitirmenin coşku kırıcılığı umut ışığından daha güçlü oldu. Aslında, Yitirilen bir Genel Kurul değil, mimarların geleceğidir.


Buna neden olanlar acaba bu ağır yükü taşıyabilecekler mi ? Göreceğiz....


Saygılarımla,

Salih Z. PEKIN [7041]



2nd Advanced Architecture Contest

INTERNACIONAL COMPETITION

Self-sufficient Housing:
THE SELF-FAB HOUSE

The Institute for Advanced Architecture of Catalonia is issuing an international summons to architects, students and designers from around the world to invite proposals for the construction of self-sufficient dwellings, in which the emphasis will be on exploring people?s capacity to construct their own homes, especially through the use of digital technologies.

More info : Institute for Advanced Architecture of Catalonia

Etiketler: , ,




TR | EN | FR | LINKS